Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

İş dünyasının başarılı isimlerinden Serdar Aslan ile tecrübelerini aktardığı İş Yaşamı kategorisindeki kitabı ‘Söyleyince Kızıyorlar’ ve iş dünyası üzerine konuştuk…

Serdar Aslan

Bugün sosyal mesafeden Serdar Aslan ile söyleşiyoruz. Şu an bir firmada Genel Müdür statüsünde çalışan ve bununla birlikte hobi olarak Pazarlama & Satış ve Yönetim & Liderlik konularında işletmelere, derneklere ve okullara eğitimler veren Serdar Bey, sonunda birikimlerini bir kitapta toplamaya karar vermiş. Söyleyince Kızıyorlar, Serdar Bey’in samimi anlatımıyla su gibi akıp giden; ama bir yandan çok şey öğrendiğimiz bir kitap. Didaktik dilden uzak oluşu, altıncı baskıya gelişini göz önünde bulundurursak, en güzel yanı olmuş...

Dünyanın bize sınır çizdiği zor günlerden geçiyoruz. Evde kalmamız gereken karantina günlerinde böyle söyleşilere, hep kitaplardan bahsetmeye devam edeceğim. Şimdi Serdar Bey ile söyleşimizi aktarıyorum…

Keyifli okumalar…

#evdeyimokuyorum

Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

EĞİTİMLERDE ANLATTIKLARIMIN KİTAPLA DAHA GENİŞ KİTLELERE YAYILMASINI İSTEDİM

 

- Serdar Bey, röportajlarıma hep aynı soru ile başlıyorum. Serdar Aslan kimdir? Kendi gözünden Serdar Aslan’ı nasıl anlatır?

48 yaşındayım; çalışma hayatına lisede öğrenciyken Kapalıçarşı’da tezgâhtarlık ile başladım. 30 yıldır çalışıyorum, bunun 10 yılı kurumsal olmayan firmalarda son 20 yılı da kurumsal firmalarda. Hem alaylı hem mektepli sayılırım. Galatasaray Lisesi, Bilkent, İstanbul Üniversitesi gibi ülkemin iyi okullarında okudum; son olarak Sabancı Üniversitesi’nde 2008 yılında İşletme Yüksek Lisans programından mezun oldum. Evliyim 2 oğlum var, 2 anadilimin dışında İngilizce ve Fransızcanın yanında orta derecede İtalyanca ve İspanyolca biliyorum. Halen Otomotiv Satış Sonrası pazarında parça tedariki yapan 176 yıllık geçmişe sahip bir aile şirketi olan Bilsteingroup’un Türkiye, Azerbaycan ve İran operasyonlarını yönetiyorum. 10 yıldır neredeyse her sene hedeflerin üstünde büyüyoruz. Çalışma arkadaşlarım ve ben işimizi çok seviyoruz, mutluyuz ve başarıyoruz. Bence bu en az satış yapıp kar etmek kadar önemli. Diğer yandan hobi olarak Pazarlama & Satış ve Yönetim & Liderlik konularında işletmelere, derneklere ve okullara eğitimler veriyorum

- Dolu dolu anlattınız gerçekten. Ve şimdi İş Yaşamı kategorisinde bir kitap yazdınız. Üstelik bu kez bir yöneticinin gözünden… İçeriği ile ilgili sorularım olacak; ancak önce yazma süreci ile ilgili konuşalım mı? Nasıldı?

İşin doğrusu kitap yazacağımı aileme ve çalışma arkadaşlarıma söyleyince hem şaşırıp gülümsediler hem de her hedefine ulaşan birisi olarak gerçekten de kitap yazıp yazamayacağımı merak ettiler. Ben bu meşakkatli işi beni zorlayıp yazılarımı denetleyecek bir editör yardımıyla ve bir arkeolog titizliğiyle yapmaya karar verdim. Arkeologlar da kazı yapacakları bölgeyi önce küçük karelere böler ve kazıdaki her kareyi dışardaki yere taşırlar, tüm kareler tamamlandığında kazı tamamlanmış olur.  Ben de 2 ana konuyu Kurumsallaşma, Pazarlama ve Yönetim konularını alt konulara bölüp yazmaya başladım. 8,5 ay sürdü.

- Yazmak nasıl hissettirdi?

İşin doğrusu bir iki yerde tıkanma yaşadım. Daha sonra yayınevimin editörü bu tıkanmaları fark etti ve düzeltti. Yazmak bana çok mutlu hissettirdi. İlk baskıyı matbaada elime aldığımda kendi çocuğumu kucağıma almışçasına mutlu oldum. Hatta ağladım : ) İnsanın mutluluktan ağlaması çok güzel bir duygudur.

- Kurumsallaşma, satış pazarlama, yönetim ve liderlik şeklinde üç bölüme ayırmışsınız kitabınızı. Böyle bir kitap yazma ihtiyacı nasıl doğdu?

Ben, şirketlerin büyümesindeki en büyük engelin bu üç ana konu olduğunu ve firma sahipleri veya üst yöneticilerinin kişisel yanlışları sebebiyle firmaların başarısız olduğunu ve bunun tüm çalışanları olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Eğitimlerde bunu zaten anlatıyordum şimdi kitapla daha geniş kitlelere yayılmasını istedim. İhtiyaç böyle doğdu. İyi ve kötü yönetimin ne olduğu hakkında farkındalık oluşturmak istedim.

Daha çok şeyden de bahsetmeliydim dediniz mi?

Bahsetmek istediğim tüm konulara değindim belki daha fazla yaşanmış örnek verebilirdim; ama bu seferde kitap sıkıcı olur diye çekindim.

Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

SÖYLEYİNCE KIZANLAR, DEĞİŞİŞMİ GÖRÜP DEĞİŞMEK İSTEMEYENLER

 

- Kim bu söyleyince kızanlar? Neye, neden kızıyorlar? Siz ne kadar cesur söylemlerde bulunuyorsunuz?

Yanlış davranışları yüzünden işletmeleri görece başarısız yapan patronlar, işverenler, genel müdürler ve yöneticiler kızıyorlar. Değişimi görüp değişmek istemeyenler. Egolarına, tutum ve davranış yanlışlarına değindiğim için kızıyorlar. Kendilerine göre haklı olabilirler; ama ben doğru bildiğimi söylemekten hem de yaşanmış deneyimlerle bunu anlatmaktan geri durmayacağım. Hem de bir işveren olarak bunu yapacağım. Çünkü birilerinin bu yönetim yanlışlarını dile getirmesi lazım.

- Peki bu kitabın derdi ne? Aslında ne anlatmak istiyor? Bu kitap kimlerin işine yarayacak?

Bu kitabın derdi işveren ve üst düzey yöneticiden başlayarak doğru davranışı sağlamak sonra mutlu çalışanı ve mutlu müşteriyi oluşturmak. Tüm bunlar oluştuğunda şirketin gelişmesi büyümesi kaçınılmaz olur. Hem de mutlu bir ortamda bunun yakalanmasından daha güzel ne olabilir ki.

- Didaktik bir dilden uzakta, sohbet eder gibi samimi bir anlatımla yazmışsınız. Bu bilinçli bir adım mıydı? Nasıl tepkiler aldınız?

Bence kitabın 6. Baskıyı bitirip çok fazla beğenilmesinin en büyük sebebi çok kolay okunması. Türkiye’de maalesef insanlar kitap okumuyor, ben bir adım daha ileriye gidip bence “Kitap okumuş gözükmeyi tercih ediyor.” diyeceğim; ama kitabı eline alıp okumuyor. Çok iyi tepkiler aldım, kitabı alıp okuyanlar 2-3 günde bitirdiklerini ve çok şey öğrendiklerini söylüyor. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Bugün sosyal mesafeden Serdar Aslan ile söyleşiyoruz. Şu an bir firmada Genel Müdür statüsünde çalışan ve bununla birlikte hobi olarak Pazarlama & Satış ve Yönetim & Liderlik konularında işletmelere, derneklere ve okullara eğitimler veren Serdar Bey, sonunda birikimlerini bir kitapta toplamaya karar vermiş. Söyleyince Kızıyorlar, Serdar Bey’in samimi anlatımıyla su gibi akıp giden; ama bir yandan çok şey öğrendiğimiz bir kitap. Didaktik dilden uzak oluşu, altıncı baskıya gelişini göz önünde bulundurursak, en güzel yanı olmuş... Dünyanın bize sınır çizdiği zor günlerden geçiyoruz. Evde kalmamız gereken karantina günlerinde böyle söyleşilere, hep kitaplardan bahsetmeye devam edeceğim. Şimdi Serdar Bey ile söyleşimizi aktarıyorum… Keyifli okumalar… #evdeyimokuyorum Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk EĞİTİMLERDE ANLATTIKLARIMIN KİTAPLA DAHA GENİŞ KİTLELERE YAYILMASINI İSTEDİM - Serdar Bey, röportajlarıma hep aynı soru ile başlıyorum. Serdar Aslan kimdir? Kendi gözünden Serdar Aslan’ı nasıl anlatır? 48 yaşındayım; çalışma hayatına lisede öğrenciyken Kapalıçarşı’da tezgâhtarlık ile başladım. 30 yıldır çalışıyorum, bunun 10 yılı kurumsal olmayan firmalarda son 20 yılı da kurumsal firmalarda. Hem alaylı hem mektepli sayılırım. Galatasaray Lisesi, Bilkent, İstanbul Üniversitesi gibi ülkemin iyi okullarında okudum; son olarak Sabancı Üniversitesi’nde 2008 yılında İşletme Yüksek Lisans programından mezun oldum. Evliyim 2 oğlum var, 2 anadilimin dışında İngilizce ve Fransızcanın yanında orta derecede İtalyanca ve İspanyolca biliyorum. Halen Otomotiv Satış Sonrası pazarında parça tedariki yapan 176 yıllık geçmişe sahip bir aile şirketi olan Bilsteingroup’un Türkiye, Azerbaycan ve İran operasyonlarını yönetiyorum. 10 yıldır neredeyse her sene hedeflerin üstünde büyüyoruz. Çalışma arkadaşlarım ve ben işimizi çok seviyoruz, mutluyuz ve başarıyoruz. Bence bu en az satış yapıp kar etmek kadar önemli. Diğer yandan hobi olarak Pazarlama & Satış ve Yönetim & Liderlik konularında işletmelere, derneklere ve okullara eğitimler veriyorum - Dolu dolu anlattınız gerçekten. Ve şimdi İş Yaşamı kategorisinde bir kitap yazdınız. Üstelik bu kez bir yöneticinin gözünden… İçeriği ile ilgili sorularım olacak; ancak önce yazma süreci ile ilgili konuşalım mı? Nasıldı? İşin doğrusu kitap yazacağımı aileme ve çalışma arkadaşlarıma söyleyince hem şaşırıp gülümsediler hem de her hedefine ulaşan birisi olarak gerçekten de kitap yazıp yazamayacağımı merak ettiler. Ben bu meşakkatli işi beni zorlayıp yazılarımı denetleyecek bir editör yardımıyla ve bir arkeolog titizliğiyle yapmaya karar verdim. Arkeologlar da kazı yapacakları bölgeyi önce küçük karelere böler ve kazıdaki her kareyi dışardaki yere taşırlar, tüm kareler tamamlandığında kazı tamamlanmış olur. Ben de 2 ana konuyu Kurumsallaşma, Pazarlama ve Yönetim konularını alt konulara bölüp yazmaya başladım. 8,5 ay sürdü. - Yazmak nasıl hissettirdi? İşin doğrusu bir iki yerde tıkanma yaşadım. Daha sonra yayınevimin editörü bu tıkanmaları fark etti ve düzeltti. Yazmak bana çok mutlu hissettirdi. İlk baskıyı matbaada elime aldığımda kendi çocuğumu kucağıma almışçasına mutlu oldum. Hatta ağladım : ) İnsanın mutluluktan ağlaması çok güzel bir duygudur. - Kurumsallaşma, satış pazarlama, yönetim ve liderlik şeklinde üç bölüme ayırmışsınız kitabınızı. Böyle bir kitap yazma ihtiyacı nasıl doğdu? Ben, şirketlerin büyümesindeki en büyük engelin bu üç ana konu olduğunu ve firma sahipleri veya üst yöneticilerinin kişisel yanlışları sebebiyle firmaların başarısız olduğunu ve bunun tüm çalışanları olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Eğitimlerde bunu zaten anlatıyordum şimdi kitapla daha geniş kitlelere yayılmasını istedim. İhtiyaç böyle doğdu. İyi ve kötü yönetimin ne olduğu hakkında farkındalık oluşturmak istedim. - Daha çok şeyden de bahsetmeliydim dediniz mi? Bahsetmek istediğim tüm konulara değindim belki daha fazla yaşanmış örnek verebilirdim; ama bu seferde kitap sıkıcı olur diye çekindim. Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk SÖYLEYİNCE KIZANLAR, DEĞİŞİŞMİ GÖRÜP DEĞİŞMEK İSTEMEYENLER - Kim bu söyleyince kızanlar? Neye, neden kızıyorlar? Siz ne kadar cesur söylemlerde bulunuyorsunuz? Yanlış davranışları yüzünden işletmeleri görece başarısız yapan patronlar, işverenler, genel müdürler ve yöneticiler kızıyorlar. Değişimi görüp değişmek istemeyenler. Egolarına, tutum ve davranış yanlışlarına değindiğim için kızıyorlar. Kendilerine göre haklı olabilirler; ama ben doğru bildiğimi söylemekten hem de yaşanmış deneyimlerle bunu anlatmaktan geri durmayacağım. Hem de bir işveren olarak bunu yapacağım. Çünkü birilerinin bu yönetim yanlışlarını dile getirmesi lazım. - Peki bu kitabın derdi ne? Aslında ne anlatmak istiyor? Bu kitap kimlerin işine yarayacak? Bu kitabın derdi işveren ve üst düzey yöneticiden başlayarak doğru davranışı sağlamak sonra mutlu çalışanı ve mutlu müşteriyi oluşturmak. Tüm bunlar oluştuğunda şirketin gelişmesi büyümesi kaçınılmaz olur. Hem de mutlu bir ortamda bunun yakalanmasından daha güzel ne olabilir ki. - Didaktik bir dilden uzakta, sohbet eder gibi samimi bir anlatımla yazmışsınız. Bu bilinçli bir adım mıydı? Nasıl tepkiler aldınız? Bence kitabın 6. Baskıyı bitirip çok fazla beğenilmesinin en büyük sebebi çok kolay okunması. Türkiye’de maalesef insanlar kitap okumuyor, ben bir adım daha ileriye gidip bence “Kitap okumuş gözükmeyi tercih ediyor.” diyeceğim; ama kitabı eline alıp okumuyor. Çok iyi tepkiler aldım, kitabı alıp okuyanlar 2-3 günde bitirdiklerini ve çok şey öğrendiklerini söylüyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. KURUMSALLAŞMANIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL, PATRON VE GENEL MÜDÜRLERİN ‘BEN BİLİYORUM’ EGOSU - Kurumsallaşma, bizim ülkemizde, iş dünyamızda ne kadar olması gerektiği gibi? Sizce buradaki en büyük sorun ne? Söyleyince kızacakları şeylerle cevabı dinleyelim mi sizden : ) Kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel patronların ve genel müdürlerin her konuyu “Ben biliyorum!” edasıyla egolu davranmaları. Güçlerini gerekli gereksiz her yerde göstermeye çalışmaları. Ego elbette belirli limitlerde olursa zararı yok ama “ortak akıl” denen olgunun önüne geçerse, işte o zaman zararlı olur. - Ortak akıl nedir? Ortak akıl, patronun bir başkasının fikir ve tavsiyesini mantıklı bulduğu yerde uygulama erdemidir. Ve maalesef bu erdem pek çok patronda yok, genelde işletmelerde yüksek egolu yöneticiler ve patronlar mevcut. Ego, güce ihtiyaç duyulmadığı yerlerde o gücün dışarıya gösterilmesidir. Yani patron kararına veya imzasına ihtiyaç duyulmadığı yerde bile patronluğunu göstermeye çalışıyorsa yüksek egoludur. - Kurumsallaşma bölümünde şu başlık ilgimi çekti: Masrafla Maliyet Birbirinden Farklıdır. Bunu konuşalım mı? Maliyet, dış algınızı düşürmemek için yapmanız gereken harcamadır, kısmanız durumunda algınız olumsuz etkilenir. Masraf ise, kısmanız durumunda algınızı değiştirmeyen harcama kalemleridir. - Örnekleyelim mi burayı? Örneğin şık bir plazanın şık bir ofisinde yapacağınız işi aynı donanımlarla kenar mahallelerde bir bodrum katında veya bir iş hanında da yapabilirsiniz ve belki de 3/1 kira ödersiniz; ama algınızı son derece olumuz etkiler. Dolaylı olarak uzun vadede zarar görürsünüz. - Sosyal medyanın yaşamımız üzerinde her alanda etkisi çok. Peki pazarlamaya, alışverişe, iş yaşamına etkisi nedir sizce? Bence pazarlama ve alışveriş alışkanlıkları anlamında son derece etkili olmaya başladı. Sosyal medyayı kişi ve kurumların “self-marketing” mecrası olarak da görebiliriz; ancak dengeli kullanmak da önemli bir konu. Çok özel paylaşımlar ve çok sık paylaşımlar sanılanın aksine insanlar üzerinde olumsuz etki yapabiliyor. Özel paylaşım genel paylaşıma dönüştüğü zaman tadı ve etkisi kayboluyor bence. - Peki reklam sloganları aslında ne anlatır, biz ne anlarız? Örnekle anlatır mısınız? Reklam sloganları, “less is more” (Daha azı, daha çoktur). Dolayısıyla en az kelime kullanarak sizi en çok ve en doğru anlatan sloganı bulmanız gerekir. Ve bunun müşteri adayını ikna etmesi de gerekir. Bu çok kolay değil; ama piyasada güzel örnekleri var. Benim en çok beğendiğim bir klima markasının “Her klima serinletir; ama Daikin doğru hava verir “ veya Omo markasının meşhur “Kirlenmek güzeldir” sloganı çok şey anlatır. Kirletmeyi dert olmaktan çıkarıp kirlenmek güzeldir ile anlatacak kadar iyi bence. BEN TAM OLARAK LİDER RUHUYLA İŞ YAPIYORUM - Şu klişe sorunun cevabını sizden de almak isterim: Lider ve yönetici arasındaki fark nedir? İş yaşamının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için lider mi olunmalı, yönetici mi? Siz iş yaşamınızda hangisisiniz? Yönetici, işini doğru yapmaya çalışandır. Lider ise, doğru işi veya işleri yapmaya çalışan kişidir. Yöneticilik yaparken, işinizi (size verilen veya karar verdiğiniz işi) doğru yapmaya çalışırken yapacağınız olası hataların maliyeti görece daha az olur. Ama doğru işleri yapmaya karar verirken yapacağınız hatanın olası zararı çok büyük olur. Özetle yanlış iş yapmamalısınız. Bu nedenle liderler fiziksel olarak hiçbir iş yapmamalı, kafaları ayrıntılarla operasyon ile meşgul olmamalıdır ki geleceğe yönelik işlere karar verebilecek boş zamanı olsun. Ekip bugünü yaşarken lider 3-5 yıl sonrasının planını yapabilmeli. Bunun için de boş zaman ve gereksiz ayrıntıyla uğraşmayan bir kafa gerekir. Ben tam olarak “lider” ruhuyla iş yapıyorum. Hep doğru işleri yaptım, bunun için cesur ve basiretli oldum ve ekibimle beraber hep başardım. - İş dünyasında “iyi çalışan”ın sizce tanımı nedir? Bir kişi hangi koşulda iyi çalışan olur? Ben bu soruya şu şekilde cevap vermek isterim. İyi çalışan olmak için önce iyi insan olmalısınız diye düşünüyorum. Diğer yandan şirkete ekip arkadaşı alırken baktığım üç temel kıstas var. İşi sahiplenerek yapabiliyor olması, kendi işiymiş gibi çalışması Ekip arkadaşlarıyla uyumlu olması ve gerektiği durumlarda iş seçmemesi Öğrenmeye, kendini geliştirmeye istekli olması. Diploma deneyim ve yabancı dil bunlardan sonra geliyor. Şayet bu üç kıstas varsa kişinin kendini, işini ve dolayısıyla şirketi geliştirmemesi mümkün değildir. Çalışanın motivasyonundan işyeri sorumludur; ama performansından kendisi sorumludur. Gerekli performansı göstermesi için yeterli motivasyonu sağlanmış ve çalışan da buna olumlu cevap vermişse, bence iyi çalışan olur. Damla Karakuş: Teşekkür ederim. Serdar Aslan: Teşekkür ederim.

KURUMSALLAŞMANIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL, PATRON VE GENEL MÜDÜRLERİN ‘BEN BİLİYORUM’ EGOSU


- Kurumsallaşma, bizim ülkemizde, iş dünyamızda ne kadar olması gerektiği gibi? Sizce buradaki en büyük sorun ne? Söyleyince kızacakları şeylerle cevabı dinleyelim mi sizden : )

Kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel patronların ve genel müdürlerin her konuyu “Ben biliyorum!” edasıyla egolu davranmaları. Güçlerini gerekli gereksiz her yerde göstermeye çalışmaları. Ego elbette belirli limitlerde olursa zararı yok ama “ortak akıl” denen olgunun önüne geçerse, işte o zaman zararlı olur.

- Ortak akıl nedir?

Ortak akıl, patronun bir başkasının fikir ve tavsiyesini mantıklı bulduğu yerde uygulama erdemidir. Ve maalesef bu erdem pek çok patronda yok, genelde işletmelerde yüksek egolu yöneticiler ve patronlar mevcut. Ego, güce ihtiyaç duyulmadığı yerlerde o gücün dışarıya gösterilmesidir. Yani patron kararına veya imzasına ihtiyaç duyulmadığı yerde bile patronluğunu göstermeye çalışıyorsa yüksek egoludur.

- Kurumsallaşma bölümünde şu başlık ilgimi çekti: Masrafla Maliyet Birbirinden Farklıdır. Bunu konuşalım mı?

Maliyet, dış algınızı düşürmemek için yapmanız gereken harcamadır, kısmanız durumunda algınız olumsuz etkilenir. Masraf ise, kısmanız durumunda algınızı değiştirmeyen harcama kalemleridir.

- Örnekleyelim mi burayı?

Örneğin şık bir plazanın şık bir ofisinde yapacağınız işi aynı donanımlarla kenar mahallelerde bir bodrum katında veya bir iş hanında da yapabilirsiniz ve belki de 3/1 kira ödersiniz; ama algınızı son derece olumuz etkiler. Dolaylı olarak uzun vadede zarar görürsünüz.

- Sosyal medyanın yaşamımız üzerinde her alanda etkisi çok. Peki pazarlamaya, alışverişe, iş yaşamına etkisi nedir sizce?

Bence pazarlama ve alışveriş alışkanlıkları anlamında son derece etkili olmaya başladı. Sosyal medyayı kişi ve kurumların “self-marketing” mecrası olarak da görebiliriz; ancak dengeli kullanmak da önemli bir konu. Çok özel paylaşımlar ve çok sık paylaşımlar sanılanın aksine insanlar üzerinde olumsuz etki yapabiliyor. Özel paylaşım genel paylaşıma dönüştüğü zaman tadı ve etkisi kayboluyor bence.

- Peki reklam sloganları aslında ne anlatır, biz ne anlarız? Örnekle anlatır mısınız?

Reklam sloganları, “less is more” (Daha azı, daha çoktur). Dolayısıyla en az kelime kullanarak sizi en çok ve en doğru anlatan sloganı bulmanız gerekir. Ve bunun müşteri adayını ikna etmesi de gerekir. Bu çok kolay değil; ama piyasada güzel örnekleri var. Benim en çok beğendiğim bir klima markasının “Her klima serinletir; ama Daikin doğru hava verir “ veya Omo markasının meşhur “Kirlenmek güzeldir” sloganı çok şey anlatır. Kirletmeyi dert olmaktan çıkarıp kirlenmek güzeldir ile anlatacak kadar iyi bence.

Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

BEN TAM OLARAK LİDER RUHUYLA İŞ YAPIYORUM

 

- Şu klişe sorunun cevabını sizden de almak isterim: Lider ve yönetici arasındaki fark nedir? İş yaşamının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için lider mi olunmalı, yönetici mi? Siz iş yaşamınızda hangisisiniz?

Yönetici, işini doğru yapmaya çalışandır. Lider ise, doğru işi veya işleri yapmaya çalışan kişidir. Yöneticilik yaparken, işinizi (size verilen veya karar verdiğiniz işi)  doğru yapmaya çalışırken yapacağınız olası hataların maliyeti görece daha az olur. Ama doğru işleri yapmaya karar verirken yapacağınız hatanın olası zararı çok büyük olur. Özetle yanlış iş yapmamalısınız. Bu nedenle liderler fiziksel olarak hiçbir iş yapmamalı, kafaları ayrıntılarla operasyon ile meşgul olmamalıdır ki geleceğe yönelik işlere karar verebilecek boş zamanı olsun. Ekip bugünü yaşarken lider 3-5 yıl sonrasının planını yapabilmeli. Bunun için de boş zaman ve gereksiz ayrıntıyla uğraşmayan bir kafa gerekir. Ben tam olarak “lider” ruhuyla iş yapıyorum. Hep doğru işleri yaptım, bunun için cesur ve basiretli oldum ve ekibimle beraber hep başardım.

- İş dünyasında “iyi çalışan”ın sizce tanımı nedir? Bir kişi hangi koşulda iyi çalışan olur?

Ben bu soruya şu şekilde cevap vermek isterim. İyi çalışan olmak için önce iyi insan olmalısınız diye düşünüyorum. Diğer yandan şirkete ekip arkadaşı alırken baktığım üç temel kıstas var.

  1. İşi sahiplenerek yapabiliyor olması, kendi işiymiş gibi çalışması

  2. Ekip arkadaşlarıyla uyumlu olması ve gerektiği durumlarda iş seçmemesi

  3. Öğrenmeye, kendini geliştirmeye istekli olması.

Diploma deneyim ve yabancı dil bunlardan sonra geliyor. Şayet bu üç kıstas varsa kişinin kendini, işini ve dolayısıyla şirketi geliştirmemesi mümkün değildir. Çalışanın motivasyonundan işyeri sorumludur; ama performansından kendisi sorumludur. Gerekli performansı göstermesi için yeterli motivasyonu sağlanmış ve çalışan da buna olumlu cevap vermişse, bence iyi çalışan olur.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Serdar Aslan: Teşekkür ederim.

*

Serdar Aslan ile kitabı Söyleyince Kızıyorlar üzerine konuştuk

Söyleyince Kızıyorlar

Serdar Aslan

İnkılâp Kitabevi

S.: 184

Kitabı satın almak için tıklayınız: kitapyurdu

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap