Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

Senarist ve yönetmen kimliği ile tanıdığımız Emre Yalgın ile ilk romanı “Kan ve Hilal” ve yazarlık üzerine konuştuk…

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

Emre Yalgın

Kan ve Hilal, 15. yy’da geçen bir yol hikâyesi. Başladığın andan itibaren sürükleyen, tarihte bir yerde yaşanmışlar üzerine ustaca kurgulanmış bir roman. Yalgın, aslında onu ilk bitirdiğinde bir senaryo imiş; ama sonra aldığı tavsiyelerden ilerleyip bir roman olarak genişletmiş. Romanı daha özgür bir alan olarak tanımlayan Yalgın, böylece kendi özgür sınırlarını da keşfe çıkmış.

Yalgın ile romanı ve yazarlığı üzerine yaptığımız keyifli söyleşiyi paylaşıyorum sizinle…

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

ROMAN, ÇOK DAHA ÖZGÜR BİR ALAN

 

- Emre Yalgın kimdir? Kendini nasıl tanımlar?

En hızlı yoldan cevaplamak istersem, sinemacı olarak tanımlarım kendimi. Çünkü hem eğitim hayatım hem sonrasında hep sinema üzerine çalıştım asıl olarak. Kısa film, belgesel derken uzun filme doğru uzanan bir yolculuktu benim için. Bunun dışında aslında kendimle ilgili ne kadar sıkıntılı ve zorlu da olsa üretmek, ortaya yeni bir şeyler çıkarmak isteyen ve bunun mücadelesini vermekten kaçmayan biri diyebilirim.

- Yazmaya nasıl başladınız? Bu konuda çok profesyonel bir yaklaşımım olduğunu düşünmüyorum, yani kapanıp bir mesai olarak yazma eylemini gerçekleştirmiyorum. Daha çok dönemsel olarak yazmak istediğim ve çok yoğunlaştığım, birlikte yaşamaya başladığım hikâyeler oluyor. Başka ne işle uğraşırsam uğraşayım, o hikâyeler hep benimle birlikte hareket ediyorlar ve belirli bir olgunlaşma döneminin ardından onları yazma isteğine karşı koyamıyorum. Süreç bence benim zorlamamdan veya yazma eylemini bir mesaiye dönüştürmemden ziyade zihnimin içinde sürekli dönüp duran karakterlerin, hikâyelerin kendilerini benden ayırıp yollarına bensiz devam etmek istemesiyle işliyor.

- Bir yazma rutininiz var mı?

Yazmayı bir rutine oturtmayı denemedim değil; ama çok başarılı olduğumu söyleyemem. O yüzden akışına bırakmayı tercih ediyorum.

- Senaryolar yazıyorsunuz, yönetmen koltuğundasınız ve şimdi de bir roman yazdınız; Kan ve Hilal! Genel olarak sormak isterim, roman yazmak nasılmış?

Öncelikle çok farklı bir deneyim ve çok daha özgür bir alan diyebilirim. Bana daha özgür geldi, çünkü sinemada kurmak zorunda olduğunuz bir kadraj var ve bu kadrajın içine alabileceğiniz bir hikâyenin temel taşları olarak karakter, duygu,  vb sınırlı. Ama roman yazarken bir kadrajlar silsilesiyle çalışmak zorunda değilsiniz, bir daldan başka bir dala atlayabilirsiniz veya istediğiniz kadar derine inebilirsiniz. Bir de tüm süreç boyunca tek başınasınız, bu açıdan da ayrı bir özgürlük alanınız var. Sinemada ise, her ne kadar genelde yönetmen merkezli kabul edilse bile bence özellikle ülkemiz çalışma koşullarında belirli bir zaman aralığında ve bütçe ile gerçekleştirmek zorunda olduğunuz çok kolektif bir üretim söz konusu.

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

İLK TAMAMLANMIŞ HALİNİN BİR FİLM SENARYOSU OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM

 

- Neden tarihi roman yazmayı tercih ettiniz?

Aslında bunu bir tercih olarak adlandırmıyorum ben. Çünkü tercih kelimesini kullandığımızda bilinçli yapılmış, nedenleri sonuçları hesaplanmış bir eylem biçiminden bahsediyoruz. Benim içinse aslında böyle bir süreçten ziyade olay daha basit işliyor. Sadece o an o hikâyeye odaklanmış olmam, o hikâyenin beni diğerlerinden daha fazla heyecanlandırmış olması ve onun peşine takılıp gitme isteğim yeterli oluyor. Filmlerimde de aynı şey söz konusu çok art-house tabir edilen sosyolojik bir sorunu anlatan Teslimiyet gibi bir filmden sonra hiç bu tür dertleri olmayan Emanet gibi polisiye aksiyon türünde bir film yaptım örneğin. Bu tercihten ziyade o gün beni hangi hikâyenin cezp ettiğiyle ve hangisini anlatmayı daha fazla istediğimle ilgili. Ve bu çok değişken olabiliyor benim açımdan. Bir de belirli bir konuya saplanmaktan ve üretimimi onunla sınırlamaktan hoşlanmıyorum.

- Kan ve Hilal’in hikâyesi size nasıl geldi? Bu romanı yazmaya karar vermenizin de bir hikâyesi var mı?

Bu çok zor bir soru, çünkü neredeyse 3 yıla yakın, aralıklarla devam eden bir yazma sürecinden bahsediyoruz ve ilk nasıl bu fikir oluştu zihnimde onu net olarak hatırlamıyorum. Ama size senaryo olarak yazmaya başladığımı ve ilk tamamlanmış halinin bir film senaryosu olduğunu söyleyebilirim. Daha sonrasında senaryoyu okuyan dostlarımın “Bu harika bir hikâye ve anlatırken seni çok heyecanlandırıyor. Neden bu hikâyeye olan tutkunu roman olarak yazarak değerlendirmiyorsun?” demeleriyle “Acaba yapabilir miyim? Çünkü edebiyat ve senaryo yazımı çok farklı şeyler.” diye düşünerek yazmaya başladım. Ve yazdıkça keyif aldığımı fark ettim. Elbette bu süreç farklıydı ve yeni bir alanda olmak da ayrı bir heyecandı benim için.

- Hikâye, temelinde gerçek, tarihe dayanan bir hikâye mi, yoksa siz gerçek bilgiler ve karakterler ışığında kurguladınız mı?

Hikâye 15. yy Osmanlı’sında geçiyor ve o dönemin tarihsel gerçekleri üzerine kurulu; fakat tamamen kurgusal karakterler ve fantastiğe kaçan olaylar örgüsünü takip ediyor.

- Halk, Şahin Paşa’nın kızı Dilruba’nın neden lanetlendiğine inanıyor?

Bu sorunun cevabı aslında hikâyenin içinde gizli… Dilruba’nın o dönem için teşhisi konulamayan ve deliliğe varan bir rahatsızlığı var ve kasabada meydana gelen, açıklanamayan olaylarda üstüne tuz biber ekince halkın bir günah keçisi ilan etmesi çok zor olmuyor.

- Romanda cadılık kavramından bahsediyorsunuz. Cadılık nedir, bu olguyu işlemeye nasıl karar verdiniz, paylaşır mısınız?

Osmanlı’da resmi kayıtlara geçen bu tür vakalar var. Hatta Osmanlı tarafından bu tür olayları çözmek için kiralanan cadı avcıları var. Bu konudaki araştırmaların geneli bu tür olayları siyasi ve politik sebeplere bağlıyor. Bunlardan en meşhuru resmi kayıtlara da geçen bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Tırnova’da yaşanan ve iki yeniçerinin mezarlarından çıkarılmasıyla sonuçlanacak kadar ileri giden vaka.  “Kan ve Hilal”e geri dönersek, aslında hikâyenin temelinde mitler üzerinden kültürel bir çatışma yatıyor. Cadı kavramı daha çok Slavik pagan mitlerinde yer alır, bizde ise benzeri mitler olsa da birebir Batı dünyasındaki cadı kavramı yok. Doğal olarak bir taraf doğaüstü bir olguyla birini suçlarken diğer taraf hem bunu kendi inancı ve kültürel geçmişi üzerinden anlamaya çalışıyor, hem de yaşanan olaylara ortak bir çözüm arayışına giriyor.  Bence hikâyeyi özel ve güzel kılan da aslında bu kültürel çatışma durumu.

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

TEMPOSU HİÇ DÜŞMEYEN HEYECAN DOLU BİR MACERA

 

- Bu hikaye, yazarken size en çok hangi duyguyu hissettirdi?

Bu romanı bir yol hikâyesi olarak tanımlayabilirsiniz ve yolculuklar beraberinde macerayı, heyecanı, kurulan yeni dostlukları getirir. O yüzden temposu hiç düşmeyen heyecan dolu bir macera diyebilirim.

- Sinemacı kimliğiniz ile edebiyatçı kimliğinizin çatıştığını hissettiniz mi?

Hayır, aslında çok hissetmedim. Farklı araçları kullansalar da özünde ikisi de hikâye anlatıcılığı ve ben hikâye anlatmayı seviyorum.

- Peki romanı kurgularken gözünüzde bir film olarak da canlandırdınız mı?

Evet, canlandırdım. Çünkü hem romanın ilk çıkış yeri zaten bir film senaryosuydu hem de bir şeyleri görselleştirerek düşünüp tasarlamak benim alışkanlığım. Hatta roman ile ilgili gelen ilk tepkilerde bu yöndeydi. Ellerinden düşürmeden adeta bir film seyreder gibi okuduğunu söyledi birçok kişi.

- Tarihi bir roman kurguladınız. Hangi metinlerden/isimlerden etkilendiniz?

Direkt olarak isim veremem; ama genel olarak belirli dönemleri anlatan romanları ve filmleri seviyorum ve ilgim var. Bizim bu alanda üreten severek okuduğum çok sayıda başarılı edebiyatçılarımız ve tarihçimiz de var. Kaldı ki etkilenmemenin garip olacağı asırlar süren nice esere konu olacak çok zengin bir tarihe ve geçmişe sahibiz.

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

YENİÇERİ YAVUZ’UN HİKÂYESİNE DEVAM ETMEK İSTİYORUM

 

- 15. Yy’da geçen bir yolculuğun hikayesini anlatıyorsunuz. Yazarı olarak, -belki kendinizden de biraz yabancılaşarak- Dilruba’yı kurtarmak için çıkılan bu yolculukta sizi en çok ne sarstı?

Karakterlerin yapmak zorunda kaldıkları tercihler ve fedakârlıklar. Ve sarsmaktan ziyade karakterlerin birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da önlerine çıkan zor durumlar karşısında birbirlerine destek olup omuz verebilme halleri beni en çok etkileyen şey diyebilirim.

- Tarihi roman yazmanın en zor yanı neymiş?

İlk başta biraz ürkütücü. Çünkü tarih, eğitimini almadığım ve üzerinde uzmanlaşmadığım bir alan. O sebeple insan ister istemez biraz kendini “Acaba bir hata yapar mıyım?” diye diken üstünde hissediyor. Ama okuyarak ve araştırarak bu zorluğun üstesinden geliyorsunuz ve bir süre sonra daha emin adımlar atıyorsunuz.

- Peki ya en keyifli yanı?

Aslında bu sorunun cevabı bir önceki sorunuzun cevabında gizli, okumak ve araştırma yapmak. Sürekli yeni bilgiler ediniyorsunuz, bakışınız değişiyor ve ufkunuz genişliyor bundan daha keyifli bir şey düşünemiyorum.

- Yeni bir kitap çalışmanız var mı? Neler bekliyor bizi?

Kan ve Hilal’in ana karakteri olan yeniçeri Yavuz’un hikâyesine devam etmek istiyorum. Onunla beraber yeni bir maceraya atılmak gibi bir planım var. Bu yeni maceranın hikâye örgüsü belli ve şu an araştırma, okuma ve zenginleştirmeyle aşamasındayım diyebilirim.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Emre Yalgın: Teşekkür ederim.

Emre Yalgın ile ilk romanı Kan ve Hilal’i konuştuk

Kan ve Hilal

Emre Yalgın

Artemis Yay.

S.: 229

Kitabı satın almak için tıklayınız: alfakitap

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap