Elif Kask ile romanı Boşanırken ve yazarlığını konuştuk

Elif Kask ile romanı Boşanırken ve yazarlığını konuştuk

Romanı ‘Boşanırken’ sayesinde konuşma fırsatı bulduğum Elif Kask Pisacane ile yazarlığı, bir başka romanının bugün yayınlanan ünlü bir dizide esinlenilmesi ve tabii Trump üzerine konuştuk…

Elif Kask ile romanı Boşanırken ve yazarlığını konuştuk

Elif Kak Pisacane

Elif Hanım, kendini uluslararası bir insan olarak tanımlıyor. Dünyada pek çok milleti anlayabildiğini söylüyor. Boşanırken bir cinayet romanı. Farklı açılardan bakan bu roman üzerine uzun uzun konuştuk. Bunun yanında onu, Trump ile röportaj yapan ilk Türk gazeteci olarak da tanıyoruz. Elbette o günlerden de konuştuk. Bir de çok izlenen ‘Yasak Elma’ dizisinin Elif Hanım’ın ‘Senaryo’ adlı romanından esinlenilmesi konusu var. Mevzular derin, sohbetimiz koyu. Uzun soluklu bir röportaja hazır olun. Elif Hanım, Agatha Christie okuduğu, Stephen King’e mektup yazdığı çocuk yaşlarından bu yana her şeyi anlatıyor…

 

BENİM İÇİN SÖYLENECEK İLK ŞEY ULUSLARARASI BİR İNSAN OLDUĞUM

 

- Kendi gözünden Elif Kask kimdir? Kendini nasıl anlatır?

Hiç kimse bana böyle bir soru sormamıştı... Hep eğitimimden başlayıp, ailemi, eserlerimi, medeni durumumu, çocuklarımı filan anlatırdım... İronik olan aslında ‘Elif Kask’ bile yok. ‘Kask’ benim eski eşimin soyadı. Estonca’da Huş ağacı demek. Uzun beyaz ağaçlar. Yeni soyadım Pisacane. Tipik bir İtalyan soyadı. Sadece soyadlardan bile benim için ilk söylenecek şey ‘uluslararasi’ bir insan olduğum.

- Peki uluslararası insan olmayı konuşalım… Bu durum size ne getirdi?

Türk, sadece Türk’ün bakış acısından dünyaya bakıp, dünyayı yorumlarken, ben bir Amerikalının nasıl yorumlayacağını, Kuzey Avrupa ve Rusya’nın nasıl bakacağını, İtalya ya da daha geniş açıdan bakarsak Avrupa Birliği ülkelerinin görüş açısının ne olduğunu biliyorum. Beynimde tüm milletler, hatlar birbirine karışmadan düşünüyor ve yorumluyor yani...

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

- Her şey nasıl başladı?

Bu çok uluslu hayata ilk adımımı, Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken üniversiteyi Amerika’da bitirme kararımla attım. Amerika’da okurken ilk esimle tanıştım... New York’ta yaşadık. Şimdi de Los Angeles’teyim.

- Bu konuştuklarımızın ardından şimdi ilk soruya dönelim mi?

Çok çalışkan, hırslı, disiplinli, hep birinci olmayı isteyen bir öğrenciydim. Hala da öyleyim. Bu pek değişmedi. Sosyal, çok arkadaşlı, kalabalık yasamayı seven biriyim. Olumsuz cümle kurmam, yanımda da kurulmasına izin vermem. Evim, sofram her zaman kalabalıktır. Annemin Bodrum’daki küçük yazlığına sığdırdığım arkadaş sayısı rekor düzeydedir... Şişme yataklar, koltuklar bir şekilde yer bulurum dostlarıma... Tek başına bir hayat bana göre değil. Seyahat etmezsem nefes alamayacak gibi olurum. Bavul görsem ağzım sulanır, o kadar ileri seviyedeyim yani... Nereye gideceğimin de çok önemi yoktur. Gideyim de... Yeni yerler keşfedeyim... İkizler burcunun tipik bir örneğiyim bu konularda.

- Yazmaya nasıl başladınız?

Kader iki çeşittir. Mutlak kader ve bizim yarattıklarımız. Doğduğumuz ev bizim mutlak kaderimizdir. Müdahale edip değiştiremeyiz. Annem babam edebiyat profesörü. Yani yazar olarak yetiştirilmek üzere doğmuşum. Okumayı, yazmayı öğrendiğim ilk günden itibaren annem bana kompozisyon yazdırmaya başladı. Günlük tutmam şarttı. Her gün kompozisyon ödevim vardı ve yazdıklarım üzerinden not alırdım. Yazmak, yemek içmek gibi bir rutindi bizim evimizde.

- Yazma rutininiz nedir?

Roman yazmaya başladığımda çok disiplinliyimdir. Her gün yazarım. En az beş sayfa yazmaya kodlamışımdır kendimi. Disiplinli olmayan bir insan yazar olamaz.

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

GERÇEK HAYATTA YOK OLMASINI İSTEDİĞİM HERKESTEN, ROMANI YAZARKEN KURTULDUM

 

- Yazarlık genlerinize kodlanmış adeta... Peki neden korku, gerilim, terör, cinayet konulu romanlar yazıyorsunuz?

Ben kendim de o tarz romanlar okumayı, o tarz filmler seyretmeyi seviyorum. Günlük rutin beni sıkar. Beni rutinden çıkaracak, adrenalinimi yükseltecek kitaplar okumayı seviyorum. Ben de okurlarımın adrenalini yükseltmeyi, onları günlük rutinden çıkarmayı seviyorum. O yüzden de cinayet, gerilim, entrika yazmayı tercih ediyorum.

- Son kitabınız “Boşanırken” bir cinayet romanı. Bu romanda yazarken kurgu nasıl ilerledi? Amerika’da boşanmış bir kadın olarak kendi yaşadıklarınızdan mı yola çıktınız? Kurgularınız gerçek hayattan esinlenilmiş olaylar üzerine kuruldu diyebilir miyiz?

‘Boşanırken’ gerçek hayatla kurgunun iç içe girdiği bir roman. Romandaki karakterler gerçek hayatta benim boşanma surecimde karşılaştığım insanlar. İsimleri değiştirdim tabii... Romanda cinayete kurban gittiler. Gerçek hayatta hepsi yaşıyor.

- Yazdıktan sonra neler oldu peki?

Bu roman yüzünden basım boşanma surecinde ‘Amerikan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ ile belaya girdi. Boşandığım eşimin avukatı benim için ‘Bu kadın, hakimi öldürecek.’ diye suç duyurusunda bulunmuş. Sosyal medyada o zamanlar ‘Hakim ilk bölümde öldürüldü. Eğer gerçek hayatta ölürse acaba benden şüphelenirler mi? Gecen gece Shearon Stone ve Michael Douglas’ın ‘Temel İçgüdü’ filmini seyrettim. Esinlendim...’ gibi saçma sapan, komik bir paylaşım yapmıştım. İste bu paylaşım yüzünden basım belaya girdi...

- Bu kadar mı zordu boşanma süreci?

Bizim boşanmamız 5 sene sürdü. Tam bir ‘War of Roses’ yani... Öyle bir amansız savaşın içindeymişiz ki, benim bile haberim yokmuş. Ben de o gün yani ‘Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ hakkımda soruşturma başlatınca öğrendim. Sırf boşanıyorum diye neredeyse hapse atılacaktım. Avukatım da yoktu. Bir günde 5,000 Dolar avukat ücreti geliyordu. Çocuklarımın okul taksitini ödeyemeyecektim avukat tutsaydım. Benim için her zaman ilk çocuklarımın geleceği, onların iyi bir eğitim alması geldi. Onların eğitiminden çalıp avukatlara vermek istemedim. Zaten hakim, yanlı bir hakimdi. Su an Judge Laura Dragger diye arasanız 2000’in üstünde boşanan kadının imzaladığı yolsuzluk dilekçesini görürsünüz. Yani avukata para vermek hiç bir şeyi değiştirmeyecekti. Hatta avukatın sizin aleyhinize sizin onayınız varmış gibi imza atma yetkisi bile vardı. ‘Hakim Laura Dragger’in Kurbanları‘ diye bir kadın grubumuz vardı New York’ta. Oradaki kadınların basına gelenleri dinledikten sonra avukatsız devam etme kararı almakla ne kadar doğru bir şey yapmış olduğumu bir kez daha anladım. Avukatınız eğer size zarar vermek isterse o kadar büyük zarar verebilir ki... Grubumdaki kadınlardan birinden avukatının onun yerine imza atıp boşanmayı kabul ettiğini öğrendim. Kadıncağızın çocukları elinden alındı, evinden çıkarıldı, sokağa atıldı. Sözün özü, adaletin olmadığı bir mahkemede, yanlı bir hakimle zaten kazanamayacağım bir davanın içindeydim. Benim amacım, kaybımı en aza indirebilmekti...

- İnsan inanamıyor gerçekten… Romandaki karakterler, nasıl desem bilemedim, insan neredeyse katili haklı bulacak oluyor. Yazarken siz nasıl hissettiniz? Bu romanı, yazarı olarak; ama bir yandan da yabancılaşarak okura nasıl tanıtırsınız?

Az önce de bahsettiğim gibi, bu romanda ölenler için gözyaşı dökmenize imkân yok. Büyük olasılıkla ‘az bile’ der okuyucular... Bu roman benim için terapi oldu. Gerçek hayatta yok olmasını istediğim herkesten romanı yazarken kurtuldum. Ama açıkçası iyi ki hakime ya da romanda ölen diğer önemli kişilere gerçek hayatta bir zarar gelmedi. Suç üzerime kalırdı :)

- Okur, romanınızı okurken neler hissedecek sizce?

Bu romanı okuyan kişinin değerleri değişebilir... Değerlerin değişmesi ne demek derseniz, aslında açıklanması çok da kolay olmayan bir alan... Yaşadıklarım beni çok değiştirdi. Amerika’nın o çok güvendiği adalet sisteminin çürüklüğü, beni dehşete düşürdü. Hayatta yalnız olduğumu anladım. Doğarken ve dünyadan göçerken nasıl yalnızsak, aslında yasarken de yalnızız. Bunu sadece benim gibi çok zor bir deneyimden geçerken anlayabiliyor insan. Esiniz, dostunuz, arkadasınız sizinle olmak istese bile olamıyor, olamaz. Tek basına yürümeniz gerekli o yolda. Hayat bana ‘Asla yapmam!’ dememeyi öğretti. Hepimiz her şeyi yaparız... Yeter ki hayatın koşulları bizi o raddeye getirsin. Katil de olabiliriz, hırsız da... Senin ya da sevdiklerinin hayatına kast edilmişse öyle de bir katil olur ki insan... Hiç yapmam deme! Yaparsın! Senin emeğin çalınmış, hakların elinden alınmışsa, öyle bir hırsız olur ki insan... Hem de hiç suçluluk duymadan. Hapisteki herkesin suçlu olmadığı gibi dışarıda elini kolunu sallayarak gezen herkes de masum değildir. Biraz da örneklemek isterim aslında.

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

- Tabii…

Atatürk, kendisinden işgal güçlerine itaat etmesini isteyen Padişah’a başkaldırarak devlete karşı suç işledi; ama Türk milleti tarafından ‘kahraman’ ilan edildi. 1955 yılında zencilerin otobüsün ön sıralarına oturma izni yoktu. Onlar beyazlara ayrılmıştı. Eğer beyazların bölümü dolarsa, arkada oturan zenciler ayağa kalkıp beyazlara yer vermek zorundaydılar. 1 Aralık 1955’te Rosa Parks kanunları çiğneme kararı aldı. Otobüs şoförünün emrine karşı çıktı ve yerini beyaz yolcuya vermeyi reddetti. Tutuklandı, işinden kovuldu, acı çekti; ama bu dava onu kahraman yaptı. Doğum günü olan 4 Şubat Rosa Parks Günü olarak kutlanıyor. Amerikan Kongresi Rosa Parks’ı, İnsan Haklarının ilk savunucusu ve özgürlük hareketlerinin annesi olarak ilan etti. Evet Rosa Parks kanunlara göre suçluydu; ama kanunlar adil değildi. Adaletten ve vicdandan yoksun kanun ve kurallara karşı işlenen suç, suçlu değil kahraman yaratır. Boşanırken romanını okurken okuyucu, katili ya da katilleri anlayacak, empati kuracak, haklı bulacak ve kurbanların yasını tutmayacak.

- Kitap yazım sürecinde ya da yayımlandıktan sonra nasıl bir ruh halindeydiniz? Cinayetler yazmak size ne hissettirdi?

Benim ruh halim hiç değişmez. Hep pozitif, hep neşeli, hep eğlenceli, komik bir kadınım. Kendimle de çok dalga geçerim. İyi ki de öyleyim, yoksa bugün bu kadar güçlü bir şekilde ayakta duramazdım. Bir tek son romanım ‘Boşanırken’ cinayet romanı. Bu roman bana terapi gibi geldi. Paralel bir evren yarattım kendime bu romanla. O evrende adalet vardı. Ve kötülerin cezası ölümdü. Gerçek hayatta ise adalet yoktu. Ve kötüler ellerini kollarını sallayarak kötülük yapmaya devam ediyordu. Ceza filan yoktu…

- Kurguladığınız karakterler ile ilgili ilginç geri dönüşler aldınız mı?

Boşanırken romanımın ana kahramanı Naz. Çok aşık olan çıktı Naz’a. Hayranları çok fazlaydı. Cinayet romanı seven çok kişi varmış, onu öğrendim. Bir de Naz’ın elinde olmak isteyen :). Katilim Naz olsun diye yalvaran bir okuyucu kitlesi oluştu :)

- Ülkemizde, dünyada yaşanan kadın cinayetlerine de değinelim mi burada? Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Kadın cinayetleri ülkemizin kanayan yarası. Türkiye’de kadın olmak zor. Erkek egemen bir toplum bizimkisi. Kadın, sosyal ve ekonomik alanda birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne yazık ki kanunlarımız, kadınlarımızı yeterince koruyamıyor. Kanunların çok daha sert olması lazım. Kadın sığınma evlerinin artırılması gerekir.

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

TÜRKİYE, BİR ZAMANLAR TRUMP HABERLERİNİ BENDEN DUYUYORDU

 

- Cinayet romanları denince sizi etkileyen isimler/kitaplar hangileri? İlk kez cinayet romanı okuduğunuzda ne hissetmiştiniz?

Çocukluğum, Agatha Christie romanları okumakla geçti. Okumadığım tek bir kitabı yoktur. Büyük zevk alırdım. Katili de hiç doğru tahmin edemezdim. Her kitaba bu sefer katili bulacağım diye başlardım. Mısır’a gittim. Nil nehrinde Aswan’a kadar gittik. Agatha Christie’nin, ‘Nil’de ÖlÜm’ü yazdığı oteli görmek bile bana büyük keyif vermişti. O denli seviyordum romanlarını yani...

- Özellikle yazım sürecinde ne tür kitaplar okumayı tercih ettiniz? Nelerden etkilendiniz?

Yazım sürecinde hiç kitap okumam. Yaratma surecine girdiğim zaman okuyamıyorum. O zamana dek ne birikmişse oradan kullanıyorum.

- Ortaokulda Stephen King’e bir mektup göndermişsiniz. Ne yazmıştınız?

Bayılıyordum Stephen King’e... Tum kitaplarını okumuşumdur küçükken... Yazdıklarına hayrandım. Nasıl düşünüyor bunları, nasıl yaratıyor diye merak ediyordum. Romanlarında mısır tarlalarını çok büyük sıklıkla kullanırdı, birçok ana karakteri de öğretmendi. Neden hep öğretmenler ana karakteriniz diye sormuştum? Bir de neden hep mısır tarlaları var romanlarınızda diye... Ama cevap gelmedi. Belki mektup eline bile geçmemiştir. Yayınevine göndermiştim. Belki de İngilizcemi anlamamıştır. O zamanlar bayağı bir kırıktı :)

- “Amerika’yı Nasıl Karıştırdım” adlı kitabınız yazıldığı dönemde çok ses getirmiş. Ve tabii bir de Trump ile yaptığınız röportaj... Onlardan da bahsedelim mi? Orada neler yaşanmıştı, bizimle kısaca paylaşır mısınız?

Donald Trump’la ilk kez 16 Aralık 2004’te röportaj yaptım. O zamanlar Aksam Grubu’nun Ekonomi Dergisi ‘Platin’ icin ‘New York’tan İş Notlari’ baslığı altında röportajlar yapıyordum. Genel Yayın Yönetmenime Trump’la röportaj yapmak istediğimi söyledim. ‘Elif’ dedi röportaj yapabileceğime hiç inanmayarak, ‘Eger yaparsan Türk Medyasını sallarız’. Kafama koyduğumu yaparım genelde. Bu konuşmadan bir hafta sonra röportaj elindeydi genel yayın yönetmenimin. Donald Trump’la ilerleyen yıllarda yeniden röportaj yaptım. Ivanka ve Donald Trump Jr’la da röportajlar yaptım. Trump’ın kitaplarının yazarı ve sağ kolu Meredith McIver’la bile yaptım. Kısacası tüm Trump ailesi ile röportaj yapan ender gazetecilerdenim. Türkiye, bir zamanlar tüm Trump haberlerini benden duyuyordu.

- Peki ya ‘Amerika’yı Nasıl Karıştırdım”?

‘Amerika’y Nasıl Karıştırdım’ Amerika’da islerini suistimal eden bazı diplomatlarımızın yaptıklarından Türkiye’yi haberdar eden bir kitaptı. Bu kitaptan sonra bazı insanlar benden korkar oldu. Hatta gecen haftaki bir röportajımda da bahsetmiştim. Bir ev hanımı ‘Ben korkuyorum, o kadın çok tehlikeli’ demiş, bir arkadaşıma... ‘Bir ev hanimi ne çevirebilir ki benden korkuyor onu da pek anlamadım; ama eğer devletle ilgili birtakım görevleri suistimal etmiyorsa benim ilgi alanıma girmiyor. Korkmasın boşuna, yazık diyor de’ dedim arkadaşıma :)

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

DAHA NE KADAR BENZERLİK OLUR BEN BİLEMEDİM

- Bir de “Senaryo” adlı romanınızla ilgili bir iddianız var. Yasak Elma dizisinde Şevval Sam’ın hayat verdiği karakterin, sizin bu romanınızdan esinlenildiğiniz söylüyorsunuz. Nedir bu konu?

‘Senaryo’ daha sonraki baskılarına ‘İpler Benim Elimde’ olarak girdi. Romanın ismini de kapağını da değiştirdik. Romanın ana karakteri Yıldız Waldox o kadar çok beğenildi ki, okurlardan ve kitap eleştirmenlerinden gelen öneriler doğrultusunda Yıldız Waldox’u kitabin kapağına ve romanın ismine taşıdık. Eğer romanı okuduysanız ve Yasak Elma’yı seyrettiyseniz, zaten siz de anlamışsınızdır ki Şevval Sam’ın oynadığı Ender karakteri, benim romanımdaki Yıldız Waldox’un aynisi.

- Romanla benzeyen yanlar neler?

‘Babil’ dizisi, Netflix’in ünlü dizisi ‘Breaking Bad’ den adapte edilmiş. Ama Türk toplumuna uyması için pek çok şey değiştirilmiş. Yıldız Waldox, aynen Ender gibi çok hırslı, çalışkan, çok güzel ve bir o kadar da tehlikeli bir kadın. Entrika ve manipülasyon kraliçesi. Kimse tahtına oturamaz. Aynen Ender gibi Yıldız da fakirlikten gelir. Her ikisinde de baba şiddeti var ve her ikisi de kardeşlerini baba şiddetinden korumaya çalışmışlar küçüklüklerinde. Her ikisi de turlu entrikalarla çok güçlü ve varlıklı adamlarla evlenmeyi başarır; ama asla evde oturup ev kadını olmaz. Her ikisi de kocalarının şirketlerinin basına geçip daha fazla güç kazanma pesindedirler. Hem Yıldız hem de Ender isimlerine daha fazla güç katmak amacıyla büyük yardım kuruluşlarında başkanlık yaparlar. Her ikisinin de ilk çocuklarıyla problemleri vardır. Çocuklarını çok severler ve çocuklarına başkalarına davrandıkları gibi davranmazlar... İyi annedirler. Zamanla çocuklarıyla da aralarını düzeltmeyi başarırlar. Her iki kadın da en sonunda aşkı bulur ve karakterlerinde iyi yönde büyük değişim yaşarlar. Her ikisi de iyi insan olmaya baslar. Her iki kadının da çok güzel yeşil gözleri var; ama bu güzel gözler bazen bir yılan kadar tehlikeli ve soğuk parlar... Daha ne kadar benzerlik olabilir ben bilemedim... Siz söyleyin? Ha bir de tüm bunların yanı sıra Eda Ece’nin oynadığı karakterin adı da nedense Yıldız!

- Amerika’da gazetecilik yapmaya devam ediyorsunuz. Nasıl gidiyor? Mesleğiniz, yazar kimliğinizi nasıl etkiliyor sizce?

Arada sırada röportaj yapıyorum. Eskisi gibi devamlı değil. Büyük bir röportaj olursa, çok önemli bir konuk, bir konu olursa... İste o zaman yapıyorum. Röportajlar, yeni gruplar, yeni insanlarla tanışmak bana bir yazar olarak iyi geliyor. Her insan bir hikâye...

- Bundan böyle neler yapacaksınız? Yeni bir kitap yazmaya başladınız mı?

Dizi ya da film senaryosu yazmak istiyorum. Henüz başlamadım; ama eli kulağında diye umuyorum...

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Elif Kask Pisacane: Teşekkür ederim.

Elif Kask ile son romanı Boşanırken’i ve daha pek çok şeyi konuştuk

Boşanırken

Elif Kask

Alfa Yay.

S.: 248

Kitabı satın almak için tıklayınız: alfakitap

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap