Fikirci Bey yazdı: DOĞRU CEVAP: YERLİ VE MİLLİ

Fikirci Bey yazdı: DOĞRU CEVAP: YERLİ VE MİLLİ

18 yıldır “batacaksınız”dan başka laf bilmeyen doktoralı ekonomistlerimizin aksine, Sayın Cumhurbaşkanı başından itibaren farklı bir ekonomi politikası izlemeyi tercih etti. Sonuç ortada..

Meşrutiyet mi iyidir, cumhuriyet mi?

Başbakanlık sistemi mi iyidir, başkanlık sistemi mi?

Çoklu baro mu iyidir, tek baro mu?

Devletçilik mi iyidir, liberalizm mi?

Bu soruların doğru cevabı yoktur. Bugün İngiltere, Hollanda, Danimarka gibi en eski demokrasiler şeklen monarşi ile yönetilirken, Saddam’ın Irak’ı, Humeyni’nin İran’ı, Esad’ın Suriye’si birer cumhuriyetti.

Öte yandan ortada sadece başkanlık veya başbakanlık sistemi yok, ikisini de birlikte kullanan ara sistemler de var, yarı başkanlıklar var. Üstelik hiçbiri diğerinin aynı değil.

Bu soruların doğru cevabı “sizin için hangisinin daha uygun olduğudur”.

Zaten Türkiye’nin en büyük sorunu da buydu.

Türkiye medeni kanun, ceza kanunu gibi en temel kanunlarını bile başka ülkelerin kanunlarını Türkçeye çevirerek uyguladı.

Soğuk savaş koşullarında da kendisine “yakın tehlike” olarak dikte ettirilen Rusya’ya kaşı tüm dış politikasını NATO’ya endekslemiş, güya müttefikleri ne derse onu yapıyor, stratejik ortak sandığı ülkelere göre hareket ediyordu. Oysa uluslararası ilişkilerde dost veya düşman yoktur, sadece belirli zamanlarda belirli çıkarlar etrafında sürdürülen ilişkiler vardır. Tek ölçüt de sizin milli çıkarınızın ne olduğudur.

Türkiye uzun yıllar ekonomisini de IMF reçetelerine bağlamış, bol bol acı ilaç içmek zorunda kalmıştı. Kalmıştı da kalkınmış mıydı? Hayır, biriktirip biriktirip IMF’ye borç ödemekle geçmişti ömrü.  Neyse ki epeydir o boyunduruktan kurtulduk.

18 yıldır “batacaksınız”dan başka laf bilmeyen doktoralı ekonomistlerimizin aksine, Sayın Cumhurbaşkanı başından itibaren farklı bir ekonomi politikası izlemeyi tercih etti. Nitekim sonuçlarını da görüyoruz.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da ders kitabı tavsiyelerine uymayan bir ekonomi politikası izliyor. Ne verilirse onu uygulayan bağımlı ekonomi yönetimi değil, ihtiyacımız neyse onu yapan bir ekonomi yönetimi sergiliyor. Tabii bunu, verilen acı reçetelere uymayı ve bizi iyice bağımlı hale getiren tabldotçu politikacıların anlamaları elbette zor. Ayrıca şu kriz döneminin ortasında da bir sosyal devlet olarak ne kadar başarılı olduğumuzu Batı’da kabul ediyor.

Son 18 yıldır Türkiye’nin politikalarına öncülük eden akıl “milli çıkarların gözetilmesi”.

Nitekim Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılması nedeniyle yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Dava sürecinde içerden ve yurt dışından çıkan çatlak seslerin ise hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ayasofya’nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii başkaları değil Türk Milleti’dir. Bu, bizim iç meselemizdir. Diğer ülkelere de ancak alınan karara saygı göstermek düşer” derken tam da bunu ifade ediyordu.

Evet, bizim iç meselelerimiz için akıl hocalığına ihtiyacımız olmadığı gibi, dış meselelerimiz de uluslararası hukuk çerçevesinde bizim milli çıkarlarımıza endeksli olarak yürütülecektir.

Muhalefetin Ayasofya konusundaki tavrına hiç girmek istemiyorum. Çünkü inanın bana Ayasofya Cami olsaydı da şimdi bu hükümet müze olmasına karar verseydi, ona da karşı çıkarlardı. Ciddiye alınacak bir tarafları yok.
@kalemciler