Vakanüvis yazdı: Çocuk Firavun Tutankhamun

Firavunlar tarih boyunca ilgi odağı oldu. Zulümleri, şatafatlı yaşantıları ve elbette ki, piramitleri, lahitleri ve sfenskleriyle…

Ensonhaber.com
Özel İçerik
06.12.2018 14:35

Vakanüvis

Mısır Firavunlarının mezarlarına yönelik araştırmalar ve bu araştırmalarda yer alan kimi isimlerin yaşadıkları da, bu ilgiden nasibini fazlasıyla aldı. Çünkü kimilerine göre, Firavun mezarı kurcalamak lanetli bir işti; dolayısıyla buna cüret edenlerin çoğunun başına da olmadık işler gelmişti.

LAHTİ AÇILDI, ORTALIĞA LANET SAÇILDI

Eski mezarları ortaya çıkarmak için 1922’de Mısır’a giden heyetin başında İngiliz Lord George Herbert de Carnarvon bulunuyordu. “Firavunların Laneti”ni iyi bilirdi. Kendisinden önce, 19. yy’da bir başka Firavun’un lahitini Londra’ya getiren adamın başına gelenlerden haberdardı. Ekipte yer alan Arthur Weigall anlatmıştı: “Lahdi açtığı anda birden bir silah patladı ve kolunu kaybetti. Lahdi İngiltere’ye taşıyan gemi karaya oturdu. Lahdin fotoğrafını çeken kişi intihar etti. Lahdin saklandığı bina yandı.” Ne var ki, Lord Carnarvon, - nasıl derler – biraz “itikadı” zayıf birisiydi.

Bu anlatılanlardan etkilenmek şöyle dursun, lahit ve lanet üzerine espriler bile yapıyordu. Kazı bölgesindeki gelişmeleri, Londra’da kah gazete haberleri kah ekiptekilerle mektuplaşarak takip eden Weigall, Mısır’a yolladığı bir mektupta, “Lord eğer mezara bu havayla girerse ancak iki ay yaşar” diye yazmıştı. Ne var ki, Weigall, daha sonra kazı arzusunu yenemeyecek ve lordun çalışmalarının bir bölümüne katılacaktı. Dönemin moda akımlarından spritüalizmin (ruhçuluk) temsilcilerinden biri olan Kont Hamon da, lordu mektupla uyaranlardan bir başkasıydı: “Mezara girmeyin. Bu emre uymamak çok tehlikeli olur. Hastalık. İyileşme olasılığı yok. Mısır’da öleceksiniz.”


MEZARA GİRDİLER, AYNI GÜN EKİPTEN İKİ KİŞİ ÖLDÜ

Uyarılar peşpeşe gelince Lord Carnarvon, tedirgin olmuş, artık şakaları filan bir tarafa bırakmış, iki ayrı falcıya giderek fallardan medet ummuştu. Carnarvon, gene de ikazları dikkate almayacak ve mezara girecekti. Ne oldu peki? Mezara girdikten iki ay sonra Lord Carnarvon öldü! Kaldığı otelin odasında, resmi raporlara göre, “sivrisinek sokması sonucu” ölmüştü.

Yan odada bulunan oğul Carnarvon’un anılarında anlattığına göre, “Babası öldüğünde çevredeki bütün ışıklar bir anda sönmüştü.” Dahası, aynı saatlerde aynı zamanda lordun İngiltere’deki malikanesinde bulunan köpeği Susie de ölmüştü. Mezar açıldığında lordun yanında bulunan 12 kişi de “erken” ve “normal sayılmayacak” şekilde öldüler. İkinci ölüm, aynı gece, aynı otelde, aynı ekipten birisini buldu. Amerikalı arkeolog Arthur Mace, Carnarvon’un ölümünü öğrendikten ve ortalık biraz sakinledikten sonra “Yorgunum” deyip odasına çekildi, ertesi sabah odasından ölüsü çıktı.

Ve kısa aralıklarla ölümler sökün etti. Mezarın ilk ziyaretçilerinden George Gould ve Joel Wool, Tutankhamun’un röntgen filmini çeken Archibadl Reid, Lord Carnarvon’un sekreteri Richard Bethell bunlardan bazılarıydı. Takvimler 1930’u gösterdiğinde yani mezara girildikten sadece 8 yıl sonra, mezara girenlerden yalnızca ikisi hayattaydı. İşin tuhafı, ölenler arasında, Lord Carnarvon’u, “Mezara girme, ölürsün” diye uyaran Weigall de vardı.

TV’DE “FİRAVUNLARIN LANETİ DİYE BİR ŞEY YOK” DEDİ, STÜDYODAN ÇIKTI, ÖLDÜ

“Tutankhamun’un Laneti”ne inanmak isteyenler için malzeme bitmek bilmiyordu. Öyle ki, 1970’de, Lord Carnarvon’un heyetinden sağ kalanlardan birisi olan 70 yaşındaki Richard Adamson, bir televizyon programına çıkmış, programda “ölüm laneti efsanesinin saçmalığını” anlatmıştı. Adamson, başından beri “efsane kıran” olmak istemişti. Bu, onun üçüncü girişimiydi.

Daha önce de, iki programa çıkıp aynı görüşleri tekrarlamış, ilk programdan kısa bir süre sonra karısı ölmüş, ikinci programın hemen ardından da oğlu bir uçak kazasında belini kırmıştı. Richard Adamson, son yayınını bitirip, eve dönerken bindiği taksi bir traktöre çarpacak, arabadan dışarı fırlayarak bir kamyonun altında can verecekti.

“Mısır, Firavunlar, lanet üçgeni”nde, Firavunlar ve avenesi adeta heyet halinde çalışıyordu. İngiliz Ejiptolog (Mısır bilimcisi)  Walter Emery de, Piramitlerin yakınında, Sakkara’da Tıp Tanrısı Imhotep’in mezarını aramak için kazılar yaparken, Ölüm Tanrısı Osiris’in bir heykelciğini buldu. Emery, heykelcik elindeyken beyin kanaması geçirerek öldü.

Kahire Eski Eserler Müzesi’nin müdürü Dr. Cemal Mehrez de, tıpkı kamyon altında kalan Richard Adamson gibi “lanet efsanesi”ne inanmayanlardan birisiydi. Sık sık, “Yıllardır mezarlara girer çıkarım. Ben, böyle bir lanetin olmadığının yaşayan kanıtıyım” diyordu. 1972 yılındaki, lahite ilk girişin 50’nci yılı kutlamaları hazırlıklarını Mehrez yürütüyordu. Dr. Cemal Mehrez tam da törenle için Londra’ya uçacağı gün öldü. Mehrez, henüz 52 yaşındaydı. Törenler için Kraliyet Havayolları’na ait bir uçak Kahire’ye gönderilmişti. Paha biçilmez birçok eseri Londra’ya sergilenmek üzere götüreceklerdi. Uçuş sırasında teknik subay Ian Landsdowne, Tutankhamun’un maskesinin bulunduğu sandığı tekmelemiş, “Dünyanın en değerli şeyini tekmeledim” demişti. Lansdowne, diğerlerinin başına gelenleri düşününce gene de ucuz kurtulacaktı. Tekme atmasından az sonra uçakta yere kapaklanacak, ayağı üç ay alçıda kalacaktı. Uçuş ekibinden aniden saçı dökülenler de görüldü, peşpeşe kalp krizi geçirenler  de.

Ölümleri “açıklamak” isteyenler radyasyondan da bahsetti, binlerce kapalı kalan ortamda oluşan zehirli bakterilerden de, Mısırlıların zehir konusunda uzmanlaştığından, mezar duvarlarını filan zehirle kapladıklarından da… Ne var ki, bu tuhaf ölümlerle ilgili doyurucu bir açıklama bugüne kadar yapılabilmiş değil.

“YOK ARTIK” DEMEYİN, EVET, TİTANİK DE!

“Tarih Boyunca Dünyayı Sarsan Yanlışlar” kitabında Firavunların lanetini inceleyen Nigel  Blundell’in bu vadideki son tespiti ise en “inanmam” diyeceklerin bile kafasında soru işaretleri oluşturacak cinsten: “1912’de, çok değerli bir Mısır mumyasını taşıyan bir transatlantik Atlantik Okyanusunu geçmekteydi. Bu mumya, Tutankhamun’un kayınpederi Akhenaton döneminde yaşamış bir kahine aitti. Gemi, üzerinde ‘Gördüğün bu rüyadan uyan ve sana karşı yapılanların intikamını al” yazan bu mumyayı taşıyordu. Mumya, çok kıymetli olduğundan ambarda değil, kaptan köşkündeki özel bir bölmede taşınıyordu. Geminin adı mı? Titanik”