Adıyaman’dan Ay’a seyahat

Ay'a seyahatle ilgili ilk eserleri Daniel Defoe ve Jules Verne’nin ortaya koyduğu bir gerçek. Oysa Ay’a Seyahat'i yazdığı bilinen ilk kişi MS 2. yüzyılda yaşamış olan Lukianos, üstelik Adıyamanlı.

Ensonhaber.com
Haber Merkezi
15.05.2019 15:38

Vakanüvis

Bugünkü bilgilerimizle Dünya, Güneş sisteminde hayatın var olduğu tek gezegen. Malum, Dünya’nın bir de uydusu var; Ay… Uzayın akıl almaz mesafeleri düşünülünce, dünyanın “hemen yanı başındaymış” gibi duran Ay, tarih boyunca insanların ilgisini çekti.

15 ASIR BOYUNCA AY’A SEYAHATİ YAZABİLEN OLMADI

Asırlar boyunca Ay, bilimsel araştırmalarda da entelektüel sohbetlerde de kendisine her zaman yer bulduysa da ilk müstakil bir yazıma konu oluşu, milattan sonra ikinci yüzyılda görüldü. Samsatlı Lukianos (d. 125 ö. 180), “bilim kurgu” sayılabilecek bir teknikle, “Ay’a seyahat”i yazmıştı. İngiliz Daniel Defoe, aynı konudaki eseri olan “Dünya’dan Ay’a İletişim”i Lukianos’tan ancak 15 asır sonra, 1705 yılında yazacaktı.

Jules Verne’nin “Ay’a Seyahat”i ise Fransa’da 1865’te yayınlanacaktı. Bu alanda daha sonraları da çok sayıda eser kaleme alındı. Aslında, bugünkü adıyla “bilimkurgu”, eski zamanlardan bu yana “Ay’a gitmenin mümkünlüğünü”  anlatmıştı.

SAMSATLI LUKİANOS, YUNAN TANRILARINA KARŞIYDI

Roma döneminde yaşayan Samsatlı Lukianos, bir Anadolu insanıydı. Tarihi boyunca pek çok âlim, yazar ve sanatçıya ev sahipliği yapan, önceleri Komagene İmparatorluğu sınırlarındayken Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilerek Suriye eyaletine bağlanan, günümüzde Adıyaman’ın sınırları içinde kalan Samsat, Lukianos’un da doğup büyüdüğü şehirdi. Bir işçi ailesinin çocuğu olan Lukianos, gençliğinde bir süre heykeltraş olan dayısının yanında çalışmıştı.

Daha sonra İyonya’ya (İzmir ve Aydın civarı) giden Lukianos, burada Yunan dili ve kültürü üzerine eğitim aldı. Özellikle Homeros ve Platon'un eserleri üzerine çalıştı. Daha sonra Antakya’da avukatlık yapan Lukianos, giderek felsefe üzerinde yoğunlaştı. Bir ara Roma’da da yaşayan Lukianos, eser yazmaya da başlamıştı. Yazılarında hicivli bir üslup kullanan Lukianos, doğal olarak çok sayıda hasım da kazanmıştı. İtalya ve Galya’ya da giden Lukianos, Sofist akıma dahil oldu; buralarda yaptığı konuşmalarda Sofistlik dışında kalan bütün filozofları eleştirdi, “mitolojik paganizm”e ağır saldırılar yöneltti. Son atağı “tanrılar”a karşı olunca, kendisine yönelik eleştiriler de saldırıya dönüşecek ve Lukianos, Mısır’a kaçmak ve hayatının sonuna kadar burada yaşamak zorunda kalacaktı.

“AY ADASI’NA GİTTİK, GÜNEŞLİLERLE AYLILARIN SAVAŞINI SEYRETTİK”

Onun eserleri arasındaki en ilginç çalışma, kendi başından geçmiş gibi kaleme aldığı, “Gerçek Bir Öykü” (A True Story) adını verdiği ama sonrasında “Ay’a Seyahat” diye anılan kitabıydı. “Gerçek Bir Öykü”, bugünün “bilim kurgu” türünü andırır bir içeriğe sahipti. Öyküye göre; Lukianos ve arkadaşları, bir tekneyle o tarihlerde “Herkül Sütunları” olarak adlandırılan Cebelitarık Boğazı’nın batısına geçmeyi başarmışlardı. Yazar, “başarı” sözcüğünü kullanıyordu, çünkü dönemin mevcut bilgilerine ve anlayışına göre, boğazın ilerisi “gizemli bir diyar”dı.

İşte, grubun teknesi bu bölgeye geçebilmişti. Ancak tekne burada büyük bir fırtınaya yakalanacak; dalgalar, fırtınanın şiddetiyle onları gökyüzüne fırlatacaktı. Lukianos ve arkadaşları, gökyüzünde tam 7 gün 7 gece kalacaklardı. Seyahatin güzergahında, “Gökyüzünde pırıl pırıl parlayan bir ada” da vardı. Bu “ada” ise Ay’dan başkası değildi. Lukianos’un hayal gücü o kadar genişti ki, hikâyesinde bir de “Aylılar ve Güneşliler” arasındaki savaştan söz ediyordu. Grup, başka dünyalardan, varlıklardan öyküler de dinledikten sonra yeryüzüne dönmüştü.