Facebook Twitter Whatsapp Mail At

Kutub Şimşek: Bursalı bir yazar olsam, bunlar hiç sorulmayacaktı

Ensonhaber.com 2018-08-16 12:20:53

Ot Dergisi’ndeki yazılarıyla tanıdığımız Kutub Şimşek ile hem gerçekçi hem fantastik bir şekilde Doğu’yu ve Batı’yı anlattığı ilk kitabı Aynı Daldaydık hakkında konuştuk.

Batı’daki çocukla Doğu’daki çocuğun farklı olduğunu keşfettiğinde başlamış aslında Kutub Şimşek’in hikayesi. Hikayenin başladığı yerden yola çıkmış ve yazmaya başlamış. İşte bizi, birbirimize yakınlaştıran hikayelerine de “Aynı Daldaydık” adını vermiş…

 

HİKAYELERİM DOĞU'YU ANLATIYOR; AMA SADECE DOĞU'YU İLGİLENDİRMİYOR


İlk kitabınızla nasıl reaksiyon aldınız?

Diline, üslubuna büyük saygı duyduğum yazarların övgüsünü almak bana bu öyküleri kitaplaştırmak yolunda cesaretlendirdi. Ot dergisinde yayınlanan hikâyeler için güzel dönüşler almıştım. Tabii kitap başka, kitabı sadece seni okumak için alır okur. Umarım kitabı alan herkes okumaktan zevk alır.

Herkese ulaşmanın önemini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bursa’da doğup yaşasam muhtemelen oradaki sorunlardan bahsederdim. Ve eğer Bursalı bir yazar olsam böyle bir soruyla karşılaşmazdım. Yazdığım hikâyelerin çoğu Doğu’yu anlatır fakat sadece Doğu’yu ilgilendiren sorunlar değil.

Hikayelerinizde bu düşünce sizin için ne kadar önemli?

Ateş mahalleye düştüğünde “Kapımı kapattım anahtar kayboldu“ diyemezsin. Ateş düştüğü yerde kalmaz, yayılır. Her ne yaşanmışsa, bu ülkede yaşayan herkesi bir şekilde etkilemiştir. Kim bir köy hikâyesini köylüler okusun diye yazar?

HER ŞEY SINIFIMIZA BİR POLİS ÇOCUĞU GELDİĞİNDE BAŞLADI


Doğu’da büyümüş bir çocuk olarak oraların hikayesini paylaşıyorsunuz, evet; ama bambaşka bir anlatımla. İlk ne zaman farkındalık kazandınız Doğu ve Batı’da yaşanan hayatlar konusunda?

Bunu fark etmem sınıfımıza bir polis çocuğunun gelmesiyle oldu. O gelene kadar hepimiz aynıydık. Aynı bozuk Türkçe, aynı küfürler, sevdiğimiz ve çok azını elde ettiğimiz aynı şeyler…  Şimdiki polislerin çocukları da bizim çocuklara benziyor. Fakat o zaman, o çocuk, bembeyaz bir ten, yetmezmiş gibi yana taranmış saçlar, onu da geç düzgün bir Türkçeyle, hele ki yirmi dörtlü kuru boya setiyle sınıfa yerleşince ulan dedim, bu batılılar bize hiç benzemiyor.

Peki ya benzerlikler?

İlk gördüğüm aradaki farklardı. Büyüdükçe, gözüm farklılıklar yerine benzerlikler aradı. İkisinden de çokça bulabilirsiniz isterseniz. Umut her zaman vardır, belki bir gün aynı şartlarda aynı hedefe koşulur.

DÜNYA KADAR KUTSALIMIZ VAR; AMA UĞRUNA YAŞANACAK TEK KUTSALIMIZ YOK


Bu dönemin çocukları silahları bilerek büyüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Dünya, ürettiği silahların tahrip gücüyle, bir defada kaç insanı “etkisiz” hale getirdiğiyle övünen ülkelerle dolu. Bunları bir marifetmiş gibi haberlerde, özel programlarda anlatıyorlar. “Artık bizim çocuklarımız onların çocuklarını daha kolay öldürebilecek!”

Sizce bundan nasıl bir hikaye doğacak?

Bir internet kafeye gidin bütün çocuklar savaş oyunu oynuyor. Bütün silah türlerini biliyorlar. Bu merakın orada kalması mümkün mü? Oradan çıkıp “Ölmeye ölmeye geldik” diye slogan atıyorlar.

Yani bu hikayeden mutlu son çıkar mı? Herkes çocuğunu bir şey için öldürmek veya ölmek için yetiştiriyor. Nasıl olsa uğruna ölünecek şey çok. Dünya kadar kutsalımız var. Ama uğruna yaşanacak tek kutsalımız yok. Bundan nasıl bir hikaye çıkar?

FANTASTİK BİR DÜNYADA YAŞAMIYOR MUYUZ?


Sizin hikayeleriniz hem gerçekçi hem fantastik, bir yandan gülümsetirken bir yandan hüzünlendiriyor. Bu konudaki çizginiz nedir?

Şu çağda yaşadığımız dünyanın nesi gerçek? Gün içinde bizatihi veya sosyal medyada rastladığımız olayların hangisi fantastik değil? Bir ejderhaların üzerimizde gezinmediği kaldı. O işi de uçaklar görüyor. Küçücük telefonlarla yapmadığımız şey yok. Bu bir sihir değil mi? Fantastik bir dünyada yaşamıyor muyuz?

Peki ya “gerçek” hayat?

Eğer hayattan bahsediyorsanız bunların hepsi hayatın tam ortasında. Düğünlerde söylenen oyun havalarına bakın, müziği kısıp sözlerini dinlerseniz oynamak yerine ağlarsınız. Bir insanın buzda kayıp düşmesi, hem komik hem de üzücü. Sadece komik bir olaymış gibi anlatırsanız size kalpsiz derler. Dramatikleştirirseniz eksik anlatmış olursunuz. Yapmak istediğim şey, bunları görmeye çalışmak.

HİKAYE BİRİNİN BAŞINDAN GEÇMİŞSE, GERÇEKLİĞİNİ TARTIŞMAZSIN


Ülkenin Doğusu var hikayelerinizde, ancak bir yanı da Batı’dan izler taşır gibi…

Ömrümün ilk yarısını doğuda geçirdim, ikinci yarısını batıda. Bir daha gelsem dünyaya herhalde gene aynı sıralamayı isterdim. Bu anlamda kendimi şanslı görüyorum. Doğudan da Batıdan da aldığım her şey hayatımda bir deliği kapattı. Öyle sanıyorum ki Doğu iç dünyamı Batı ise dış dünyaya bakışımı şekillendirdi.

Doğu’daki sorunlar hikayeleşince daha mı kolay anlaşılıyor sizce?

Hikayeleştirmek, sıkıcı olmaktan çıkarıyor ve sorunu bir yerde insan hayatına bağlıyor. Bu aynı zamanda yaşananların bir delilidir. Birinin başından geçmişse gerçekliğini tartışmazsın.

AMA HİÇBİR ZAMAN, HİÇBİR ŞEYİ KARDEŞİNİ ONDAN MAHRUM BIRAKACAK KADAR SEVMEZSİN!


Öykülerinizde kalabalık ailede yaşamanın hüzünlendirirken gülümseten yanları var. Böyle miydi gerçekten?

Dünyayı algılamaya başladığın andan itibaren etrafındaki insanların senin için bir güvenlik zinciri oluşturduğunu anlarsın. Asla yalnız kalmayacağını, asla düştüğünde sana uzanacak bir elden yoksun kalmayacağını bilirsin. Her zaman en iyisini kardeşlerinle paylaşman gerektiğini öğrenirsin.

İnsanın çok kardeşinin olması böyle mi hissettiriyor?

Büyüğün sana öğretir, sen küçüğüne öğretirsin. Başkaları kadar beslenemezsin, sana ait pek bir şeyin olmaz, bir şeyin sadece senin olmasını istersen, onu saklamak zorunda kalırsın. Çünkü onu senin istediğin kadar isteyecek birçok rakip vardır. Ama hiçbir zaman hiçbir şeyi kardeşini ondan mahrum bırakacak kadar sevmezsin.

KONFETİ SAÇAN BİR YANARDAĞ...


Öyküleriniz insanlara ne hissettirsin, ne öğretsin istiyorsunuz?

Sanıyorum ki kimse dertlerimi, çektiğim acıları, yoklukları falan merak etmiyor; insanlar okurken eğlenmek istiyor. Bunları da yazıyorum elbette. Fakat esas istediğim, hikayelerimin okuru dert sahibi yapmasından ziyade derdini unutturması. Önce hikayeyi sevsin, mutlu olsun; o arada da “Aaa! Bunlar da mı varmış” derse, eyvallah!

Sevgili Murat Menteş, hikayelerinizi “konfeti saçan bir yanardağ”a benzetmiş. Siz kendi hikayelerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Valla ben en çok da Murat abinin kitabı beğenmesine sevindim. Yıllar önce, onu tanıyacağım aklıma bile gelmezdi. O yüzden Murat Abi konfeti diyorsa konfetidir, yanardağ diyorsa yanardağdır.

- Damla Karakuş: Çok keyifli bir sohbetti; teşekkür ediyorum…

- Kutub Şimşek: Ben teşekkür ederim…

Aynı Daldaydık

Kutub Şimşek

Karakarga Yay.

S.: 128

Kitabı satın almak için tıklayınız: idefix

Damla Karakuş

damla.karakus@ensonhaber.com

Instagram: biyografivekitap