10 0 0
Facebook Twitter Whatsapp Mail At Kopyala

Dünün Dünyası ve Stefan Zweig

Ensonhaber.com 07.04.2017 14:43

Almanya edebiyatının büyük yazarlarından biri olan Stefan Zweig’ın eserleri, ülkemizin çok satanlar listesinde kendisine yer buldu.

Ensonhaber-KİTAP 1881 yılında Viyana’da doğan Yahudi asıllı yazar, yalnızca dünya edebiyatına armağan ettiği şahane kitaplarıyla değil, aynı zamanda çağının kara yazgısıyla birleşmiş yaşam öyküsüyle de totaliter rejimlerin dünyayı sürüklediği kan ve savaşlarla dolu 20. yüzyıl tarihinin önemli bir figürü.

Bu kitap, bizi yaşlı kıtanın boğucu ve acılarla dolu günlerine seyahate çıkartıyor. Kitapta çıktığım bu seyahatte izlenimlerimi paylaşıyorum...

YAZARIN HAYATINDAN KESİTLER

1942 yılında Brezilya’nın Rio de Janerio şehrinde intihar eden Zweig, ölümünden çok kısa bir süre önce tamamlar Dünün Dünyası adlı eserini. Otobiyografik bir eser olan Dünün Dünyası, on altı ayrı bölümden oluşur ve kronolojik olarak birbirini takip eden her bölüm yazarın hayatındaki farklı bir dönemi anlatır.

Stefan Zweig’ın yaşamı boyunca hem kendi ülkesinde Nazizmin tahakkümü altında bir “öteki” hem de farklı ülkelerde ve kıtalarda bir “sürgün” olarak geçen fırtınalı yaşamını bu kitapta okuyabilirsiniz.

GENÇLİK YILLARI VE AVRUPA

Yaşlı kıtada dünyaya gelen Zweig,  henüz büyük savaşların başlamadığı, Avrupa’nın ve dünyanın büyük kıyamet öncesi (I. ve II. Dünya Savaşları) sakin ve güven dolu ortamında çok iyi bir eğitim alır; İngilizce, Latince ve Fransızca öğrenen Stefan Zweig; operadan tiyatroya, müzikten edebiyata değin sanata tutkun bir genç olarak yaşamını sürdürür.

Kitabın ilk bölümleri, I.Dünya Savaşı öncesindeki Avrupa ve özellikle Viyana’daki yaşam üzerinedir, yaşlı kıtadan sürekli “kıtamız” diye söz eden yazar, kitabın ilerleyen bölümlerinde savaş öncesi gençlik yıllarını geçirdiği Avrupa’yı sıkça hasretle yâd edecektir.

ALMANYA VE AVUSTURYA'NIN BELİRGİN FARKI

Zweig, yaşadığı toplumda aristokrasi sınıfının kendilerine bakışını şu çarpıcı cümlelerle anlatır:

“Eskinin Viyana’sında yaşamak güzel, kolay ve tasasısızdı kuzeydeki Almanlar, disiplinli olmak katı bir düzen uygulamak yerine, yaşamın keyfini çıkaran, güzel yemekler yiyen, eğlencelerden, tiyatrolardan zevk alan ve çok daha güzel müzik yapan Tuna kıyısındaki biz komşularına aşağılayarak tepeden bakarlardı."

YAŞAMAK VE YAŞATMAK FELSEFESİ

Viyana’daki insanlar tüm halklara yaşamı zehir eden, varlıklarına zarar veren ‘Alman disiplini’ ve herkesin önüne geçme hırsı yerine, rahat ve huzurlu bir ortamda bir araya gelip keyifli sohbetler yapmayı tercih ediyor, en ufak bir haset duymaksızın herkesin hakkını vermeyi seviyordu. Viyana’nın en ünlü ilkesi yaşamak ve yaşatmaktı yazara göre.

İKİ BÜYÜK DÜNYA SAVAŞINA HALKLARIN BAKIŞI

Zweig’ın Birinci Dünya Savaşı yıllarını anlattığı bölümler oldukça çarpıcıdır. Yazar, I. Dünya Savaşı öncesi atmosferin hem ülke yönetimleri açısından hem de halkların savaşa bakışı açısından II. Dünya Savaşı öncesi durumdan tamamen farklı olduğunu aktarır. Uluslar ve ülkeler henüz ırkçı fikirlere gark olmamış, birbirlerine nefretle bilenmemişlerdir bu dönemde.

Zweig, söz konusu farklılığı ve dönüşümü ilgili eserinde şöyle anlatatır:

“Neyse ki savaşa katılan tüm ülkelerde – içinde bulunduğumuz II. Dünya Savaşı’nda ise hiç yer almayan – kültür propagandası denilen bir daire vardı. I. ve II. Dünya Savaşı arasındaki düşünsel atmosferin farkını iyice ortaya çıkarmak için o tarihte Hümaniz geleneğinde yetişmiş ülkelerin, liderlerin, imparatorların ve kralların, savaştıkları için bilinçaltında utanç duyduklarını belirtmek gerekir. Yine o tarihlerde ülkeler aşırı militarist suçlamasını alçakça bir iftira olarak görüp kabul etmiyor, birbirilerinin üzerine atıyor ve tam tersine “kültürlü bir ulus” olduğunu göstermek, kanıtlamak ve sergilemek için birbirleriyle adeta yarışıyordu. Kültürü kaba gücün üstünde gören 1914’lerin dünyasında, tüm dünyadaki düşünsel ürünlere saygı göstermek adına sacro egoismo ve (yaşam alanı) gibi sloganlar ahlakdışı görülüyordu. Bu nedenle sanat etkinlikleri tüm tarafsız ülkelere akın ediyordu.”

SAVAŞ KARŞITI YAZARLARI ÖRGÜTLEME AMACI

Bu dönemde savaş karşıtı bir yazar olarak yazılar yazan ve bu yüzden tepkilere maruz kalan Zweig’ın en büyük amacı kendisi gibi savaş karşıtı yazarları örgütleyerek ortak eylemler yapmaktı. Yazar dostu Romain Rolland Fransız yazarlarla, Zweig ise Alman yazarlarla iletişim kurarak bu arzusunu dile getirir.  Fakat Zweig bunu başaramaz çünkü pek çok yazar çoktan taraf olmuştur, taraf olmayanlarsa savaş karşıtı olarak anılmak istemez.

HAYATININ EN HUZURLU YILLARI

Savaşın sona ermesiyle Avusturya’ya dönen yazar Salzburg şehrine yerleşir ve Avusturya’nın Almanya tarafından ilhâk edildiği 1938 yılına değin bu şehirde yaşamını sürdürür. Yazarın anlattıklarından yaşamının en huzurlu, dingin ve üretken yıllarının bu şehirde geçtiğini anlıyoruz. Kitabın son bölümlerinde ise, Hitler’in başa geçmesi ve Avusturya’da ortaya çıkan Hitler yanlısı faşist grupların sokakları ele geçirdiği dönemin boğucu atmosferinden söz ediliyor.

KİTAPLARI YAKILDI, SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ

Adolf Hitler’in 1933 yılında iktidara gelmesiyle kitapları milyonlarca satan, dünyanın en önemli ve saygın yazarlarından biri olan Zweig’ın eserlerinin zaman içerisinde kütüphanelerden, kitapçılardan toplatıldığı, meydanlarda yakıldığı, isminin dahi yasaklandığı korkunç yılları yazarın hüzün dolu tümcelerinden okuyoruz. Nihayetinde pek çok Yahudi asıllı bilim insanı, sanatçı ve yazar gibi Stefan Zweig da ülkesini terk etmek zorunda kalır. Stefan Zweig, kalan yaşamını ülkesinden uzak olarak yaşar.

Ünlü yazar, vatanından uzak kalışını okurun içine işleyen şu duygu yüklü satırlarda dile getirir:

“Yarım yüzyıl boyunca yüreğimi, bir dünya vatandaşının yüreği gibi atması için eğitmemin bana hiçbir yararı olmadı. Hayır, elli sekiz yaşında bir insan olarak pasaportumun elimden alındığı gün, insanın yurtsuz kaldığında etrafı çevrili bir vatandan çok daha fazla şeyini kaybettiğini anladım.”

Doğu-Batı Yayınları'ndan Gülperi Sert’in nefis çevirisiyle, yirminci yüzyılın büyük yazarı Stefan Zweig’ın çağının kara yazgısıyla birleşmiş yaşamını anlattığı bu şahane kitap okunmayı fazlasıyla hak ediyor.