Avrupa’da bir nesli tüketen hastalık: Kara Ölüm

Avrupa nüfusunun üçte birinin ölümüne sebep olan veba hastalığı, bir dönem tüm insanlığın hiçbir tedavi yöntemine cevap vermeyen korkulu rüyasıydı.

Ensonhaber.com
Özel Haber
19.02.2018 11:18
Selen KALDIRIM / [email protected]

Zehirli mikroplarla yayılan bu ölümcül salgının hiçbir çaresi yoktu. 1811 yılının sonunda ortaya çıkan hastalık, İstanbul’da yıkıcı bir etki yarattı.

OSMANLI’NIN KÂBUS GÜNLERİ

Vebanın başta farelerden yayıldığı düşünülürken, asıl sebep pirelerdi. Pislikle ortaya çıkan mikroplar tüm vücudu sarıyor, insan biyolojisini tamamen alt üst ediyordu.

Avrupa salgınla 14. yüzyılda tanıştı. Fareler ve pireler, gemi ve ticaret kervanlarıyla dünyaya yayılıyordu. Osmanlı donanmasının bu lanetle tanışması da aynı dönemde oldu. Osmanlı Devleti’nin yaptığı fetihler ile topraklarının genişlemesiyle, vebanın salgınlarının ortaya çıkışı arasında kuvvetli bir bağ vardı.

BİR LANET OLDUĞUNA İNANILMAKTAYDI

İnsanlar ekonomik imkânların arttığı şehirlere göç ediyordu. Bu hareketlilik salgının yayılmasında etkili olan etkenlerden biriydi.  O zamanlar seferden veya ticaret gemilerinden gelen hemen herkesin hastalık taşıdığına inanılıyordu.

Salgının baş gösterdiği toplumlar, öncelerde bunu ‘Tanrının Gazabı’ olarak nitelendirdi. Her gün onlarca insanın ölümüne neden olan bu hastalığın bir lanet olduğu düşünülmekteydi.

VÜCUDU MOSMOR EDEN ‘’KARA ÖLÜM’’

Hastalık, mikrop kapıldıktan birkaç gün içinde etkisini göstermeye başlıyordu. Aniden ortaya çıkan baş ağrısı, yüksek ateş, titreme, kusma, nefes darlığı, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme ve vücut renginin değişmesi gibi etkileri vardı.

Osmanlıların İstanbul’u fethinin ardından şehirde görülen ilk veba salgını 1455 yılı boyunca etkili oldu. Bu korkunç hastalık için yapılacak hiçbir şey yoktu. Mikrop, tükürük ve öksürük ile tüm insanlığa hızla yayılıyordu. Oksijenin azalmasından dolayı vücudu mosmor kesen hastalığa ‘’Kara Ölüm’’ denilmeye başlandı.

İSTANBUL’DA GÜNDE BİN KİŞİ ÖLÜYORDU

Doktorlar salgını durdurmak için her yolu deneseler de durmadı. Binlerce insan çığ gibi yayılan bu hastalık yüzünden ölüyordu. İstanbul’da ölü sayısı günde bin kişiye varmaktaydı. Kent, 7 sene boyunca bu hastalıkla uğraşacak ‘’ölü bir şehir’’ olmuştu. Ülkede hastalığa yakalanmayan kalmamıştı.

İstanbul tam anlamıyla veba esiri altındaydı. Dönemin padişahı ve saray halkı da dahil şehirdeki herkes, hastalığın çok yayılmadığı bölgelere göç etmeye başladı. Bazı kaynaklarda Balkanlarda bulunan Fatih Sultan Mehmed’in de 1455- 1475 yılları arasında başkent İstanbul’a olan dönüşünü 5 kez ertelediği yazmakta.

EKONOMİ DURMA NOKTASINA GELDİ

Kentte ekonomi durma noktasına geldi. Kepenkler kapanmıştı ve hiçbir tüccar sokağa çıkmıyordu.  Osmanlı coğrafyasının neredeyse tamamına yayılan salgından kaçmak mümkün değildi.

Hastalık zaman zaman kuluçkaya yatsa da belirli aralıklarla kendini yeniden gösteriyordu. Osmanlı’da 1637’de gerçekleşen veba salgını “büyük taun”, 1655’de şehre hakim olan veba salgını ise “şiddetli taun” olarak nitelendirildi.

Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan coğrafi konumu, vebanın Osmanlı’da bu denli yayılmasında etkili oldu. Ticaret gemilerinin geçiş güzergahlarından ülkeye yayılan mikroplar herkesi esir almıştı.

AVRUPA’NIN ÜÇTE BİRİ HAYATINI KAYBETTİ

Osmanlı bu belayla tam 100 yıl uğraştı. En büyük kayıpları İstanbul verdi. Tüm dünyada etkisini gösteren hastalıktan dolayı Avrupa nüfusunun üçte biri hayatını kaybetti.

Osmanlı’da modern tıbbın gelişmemiş olması, binlerce kişinin ölümüne sebep oldu. Öyle ki, 15. yüzyılın sonunda İstanbul nüfusunun 100 bin olduğu düşünülürse, 1467 yılında görülen veba salgınıyla birlikte, nüfusun yarısının ölmüş olduğu sonucuna varılabilir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ GELİŞTİRİLDİ

Salgınların şiddetli bir biçimde yaşandığı bu yüzyılın 68 yılı vebayla geçti. Zamanla, sebebi tam olarak bilinmeyen hastalığın hayvan pislikleri ve pirelerden kaynaklandığını anlayan doktorlar, insanlığı kurtaracak ‘veba aşısını’ buldu. Bu felaketten kurtulmak isteme düşüncesi, birçok doğal yöntemi de beraberinde getirdi.

Nihayet 17. yüzyılın sonuna gelindiğinde hastalık etkisini kaybetti. Güçlü serumların kullanılmaya başlamasıyla birlikte hastalığa karşı mücadelede önemli başarılar kazanmak mümkün oldu. Alınan önlemler ile veba, ülke topraklarında yok olmaya başladı. Birçok salgın ile mücadele eden Osmanlı’nın karantina kararını uygulamaya koymasıyla salgının yıkıcı etkisi azaltılmış oldu.